Blog

23 Aralık 2017

Klinik Felsefeye Giriş

Şimdi adını anımsamadığım bir düşünür, “Felsefe küçük harfle yazılır ama anlamı büyüktür” demişti. Günümüzde felsefenin değeri felsefi metinlerin anlaşılmasının zorluğuyla doğru orantılı olarak artıyor olsa da, adı henüz felsefe bile olmadığı zamanlarda dahi, felsefenin yanıtının peşinde koştuğu soru şuydu: “Olmak nedir?”

“Ben kimim?” insanın ilk önemli sorusudur.

Immanuel Kant, felsefe eğitiminin felsefeyi öğrenmek değil, felsefe yapmayı öğrenmek olduğunu söyler. Felsefe yapmayı sağlayan en önemli etkenler, kavramsal açıklık, netlik ve kanıta dayalı bir mantık içinde düşünmeyi öğrenmektir. Felsefe gündelik, sıradan yargı ve inanışları alır ve onları sorgular. Doğal olana şüpheyle yaklaşır, şüphenin getirdiği olumlu bir şaşkınlık ve merak duygusuyla doğal olanın dışında başka nelerin olası olabileceğini düşünür. Bunu da metodik ve sistematik bir şekilde yapar. Peki bu metodik, sistematik ve sorgulayıcı felsefe yapma becerisi nasıl öğrenilir?

Birinci koşul felsefe tarihine hakim olmaktır. İkinci koşul temel felsefi kavramların, soruların, ve alt disiplinlerin öğrenilmesidir. Üçüncü ve belki günümüzde en önemli koşul ve yol da, farklı düşünce akımlarının entegratif ve pratiğe yönelik olarak sorgulanması ve komşu disiplinlerle işbirliği içinde (özellikle psikoloji) uygulanmasıdır. Bu çaba, felsefenin on yıllardır yavaş yavaş içine çekilmiş olduğu fildişi kuleden tekrar ait olduğu yere, sokağa, meydanlara (agora, yun: αγορά) inmesine ve insanın hayatına, ruhuna dokunmaya başlamasına vesile olacaktır.

Felsefe tarihi. Felsefenin kendi tarihiyle olan ilişkisi, doğal bilimlerin kendi tarihiyle olan ilişkisinden farklılıklar gösterir. Bir fizik öğrencisi fizik biliminin tarihine meraklı değilse Newton fiziğini öğrenmek zorunda değilken, neden bir felsefe öğrencisi Platon’un Devlet’ini (politeia, yun: πολιτεία) öğrenmek zorundadır? Çünkü felsefe hâlâ 2500 yıl önceki doğa filozoflarının (fysiologos, yun: φνσιολογος) yanıtlamaya çalıştığı soruları veya o soruların benzerlerini yanıtlama çabası içindedir. Üstelik bu soruların tatminkâr yanıtlarına hiçbir zaman ulaşılamayacağını bilmesine rağmen sürer gider bu çaba. Ayrıca felsefede, bilimdeki anlamıyla bir paradigma değişikliği söz konusu olmadığı için doğrusal bir ilerlemeden bahsedilemez. Filozoflar peşine düştükleri sorulara ve kendi karakter özelliklerine göre fenomenolojik, diyalektik vb şekillerde yaklaşırlar felsefe konularına.

Felsefe içinde de süreklilik vardır elbette. Bir kere bütün filozoflar kendilerinden önceki filozofların eserleriyle bir hesaplaşma içine girer ve onların kadim sorulara verdikleri yanıtları tartışır ya da bu sorulara kendilerine göre daha uygun yanıtlar bulmaya çalışırlar. Ayrıca içinde bulundukları toplum ve zaman dilimiyle de derin bir bağlantı içindedirler. Sosyal, politik, ekonomik ve bilimsel gelişimle yakından ilgilidirler.

Yüzyıllar içinde, temelde felsefenin konusu olan alanlar kendileri ayrı birer disiplin oldular. Antik Yunan’da teorik sorunların tamamı en üst bilgi biçimi olan felsefe kapsamındayken, kendi alanlarına özgü bir araştırma metodolojisi geliştirebilen bilimsel alanlar zamanla felsefeden koptular. Antik Yunan’da matematik, yeniçağda doğa bilimleri (fizik, biyoloji, kimya), 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında da psikoloji ve sosyoloji bu kopuşu gerçekleştirdi. Adı geçen bilim dallarının tatminkâr yanıtlar veremediği soru ve sorunlar felsefeye ait kaldı.

Olmuş ve mutlu bir hayat nasıl yaşanır, belli bir durumda ahlaki olarak sorumlu davranmak nasıl mümkündür, adil bir toplum nasıl kurulur, hakikat nedir, bildiğimiz neyden emin olabiliriz, insanın özgür iradesi var mıdır, tanrı var mıdır? gibi sorular hâlâ felsefenin ana konularıdır.

Felsefe disiplinleri. Farklı felsefe disiplinlerini öğrenmek, onların ana sorularına ve kavramlarına aşina olmak felsefe yapmayı öğrenmenin diğer bir yoludur. Bu sayede felsefenin yalnızca geleneksel soru ve konularla uğraşmadığını, bu anlamda çağın sorunlarına da aynı duyarlılıkla yaklaştığını görme fırsatımız olur. İnsan ve hayvan hakları, embriyonun etik statüsü, sinirbilimin insanı anlama çabasındaki deterministik yaklaşımları gibi.

Teorik ve pratik felsefe arasındaki ayrım Aristoteles’e kadar gider. Aristoteles felsefeyi üç ana alana ayırır. Pratik (praxis, yun: πράξεις) felsefe insan etkinlikleriyle ve bu etkinlikler aracılığıyla kurulan toplumsal yaşamla ilgilenir. Teorik (theoria, yun: θεωρία) felsefe insan tarafından meydana getirilmemiş olanla, doğanın oluşuyla ve onun bilgisiyle ilgilenir. Teknik felsefeyse (tekhne – sanat yetisi, yun: τέχνη) somut olarak, üretilen aktivitelerin bilgisini kapsar. Pratik felsefe de Aristoteles tarafından birbiriyle yakından ilgili ethik, politika, ekonomi – evin idaresi anlamında (oikos, yun: οίκος) olarak üç alana ayrılır. Teorik felsefeyse, doğa felsefesi (fizik), matematik ve ilk felsefe (metafizik) olarak yine üçe ayrılır.

Uygulamalı felsefe. Uygulamalı felsefe ya da felsefi yeti ne işe yarar ya da yaramalıdır peki? Galiba buradaki en önemli ve temel soru, hayatın nasıl yaşanması gerektiğiyle ilgili temel, ethik soruların yanıtlanması, iyi ve kötünün birbirinden ayrılabilmesi, hayatımızla ilgili kararlarda doğruyu bulmamızın nasıl mümkün olacağıyla ilgili olanlardır.

Ayrıca felsefenin psikolojiyle, özelde psikoterapiyle doğrudan ilişkisinin tekrar kurulması, hem psikoterapinin indirgemeci yaklaşımlardan kendini koruması açısından hem de felsefenin insan hayatına, onun ruhunun karanlıklarına gömülmüş sorunlara, insani acılara doğrudan temas edebilmesini sağlayacak yegane yoldur. Kant, “Felsefe ilâç etkisine – iyileştirici etkiye sahip olmalıdır,” der.

Bu anlamda ilk olarak Hilarion G. Petzold (1994) tarafından kullanılan klinik felsefe ya da felsefi psikoterapi kavramlarını öneriyorum. Çünkü felsefi düşünce ve sohbetlerin insan ruhuna iyileştirici etkisi olduğu Antik Yunan’dan beri bilinen bir gerçektir. Bu anlamda felsefenin psikoterapi pratiğinin bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Burada başlattığım felsefe okumaları da bu bakış açısından gerçekleşecek ve felsefe tarihinin klinik felsefe / felsefi psikoterapi çerçevesinden bir yeniden okuma çabası olacak.

 

, , ,
Alper Hasanoğlu
Alper Hasanoğlu Hakkında

Alper Hasanoğlu 1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İki yıl Çorlu Devlet Hastanesi'nde görev yaptıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. Ardından İsviçre’de Basel Üniversitesi'nde psikiyatri ihtisası yaptı ve yine Basel Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2010 yılında Türkiye'ye dönerek kurmuş olduğu TherapiaGroup çatısı altında ekibiyle birlikte klinik çalışmalarına devam etmektedir. Yazarın Remzi Kitabevi’nden yayınlanmış Bir Terapistin Arka Bahçesi, İlişkilerin Günlük Hayatı ve Çocuklarda Rezilyans isimli üç kitabı ve Doğan Kitap'tan yayınlanmış Aşkın Halleri adlı bir kitabı bulunmaktadır. 2009-2016 tarihleri arasında Radikal (gazete)'de köşe yazarlığı yapan Hasanoğlu, ayrıca Milliyet, Duvar ve Diken’de köşe yazarlığı yaptı. Alper Hasanoğlu iki çocuk babasıdır.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir