Blog

19 Aralık 2017

Hakiki bir sanal aşk hikayesi…

Sabah saat 07.30’da ‘Bir Terapistin Arka Bahçesi’ adlı kitabımın adına ilham veren muayenehanemin, gıcırdayarak açılan ağır ahşap kapısını itip 500 küsur yılın kokusunun sindiği girişin yine gıcırdayan tahtalarına dikkatle basarak, bekleme odasının önünden geçip çalışma odama girdim. Her iki yanındaki ıhlamur ağaçlarıyla sessiz ve sakin bir Basel sokağındaki bu  yaşlı, iki katlı taş bina 3 İsviçreli psikiyatr meslektaşımla paylaştığım muayenehanem. Burası, odamın penceresinden görülen yaşlı çınar ağaçlarının ve kırmızı balıklı bir havuzun olduğu arka avlusuyla her baktığımda içimi huzurla dolduran bir yer olarak kalacak hatıralarımda. Zira artık yalnızca İstanbul’dayım ve o huzur dolu muayenehanemi özlediğimi hissediyorum sık sık.

Ha bir de çatı katındaki tek odada yaşayan ev sahibimizin tam da benim çalışma odamın penceresinin önüne dizdiği 14 saksı marihuana bitkisi… Evde kendiniz için ekmeniz yasak değildir zira. Ama bir psikiyatri muayenehanesine de özel bir ironi katmıyor da değil bu ‘zararsız’ bitkiler.

Önce bekleme odasının penceresini açtım havalandırmak için, banyoda tuvalet kağıdı olup olmadığını kontrol ettim, sonra dönerek yukarı kata varan dar merdivenlerden mutfağın ve iki meslektaşımın odasının olduğu kata çıkıp kahve makinesini açtım. Gelen postaları kontrol ettim ve kahvemi doldurup çalışma odama indim. Giocometti koltuğuma oturup telesekreteri açtım. Orta yaşlı, yorgun bir kadın sesi doğu Anadolu aksanıyla çok acil olarak kocasıyla ilgili sorunları nedeniyle benimle konuşmak istediğini söyledi.

Kocasının genç bir kadınla ilişkisi olduğunu ama aslında ilişkisi olup olmadığından da emin olmadığını, çünkü kadının Türkiye’de yaşadığını, eşinin ise bir siyasi mülteci olarak 10 yıldır Türkiye’ye hiç gitmedigini söylüyordu. Ajandam çok dolu olmasına rağmen, bu sanal ilişki ilgimi çektiğinden bir istisna yaptım ve biraz daha fazla çalışmayı göze alıp kadına randevu verdim.

Bir hafta kadar sonra karşımda 40’lı yaşların başında 10 senedir İsviçre’de yaşayan, yasadışı sol bir örgüte üyelikten yıllarca hapis yattıktan sonra İsviçre’ye sığınan kocasının peşinden dilini hiç bilmediği bir ülkede ömrünün geri kalan kısmını geçirmeye mahkum olup aslında siyasetle hiç de ilgili olmayan kadınlardan biri oturuyordu.

Hikayesini onun ağzından dinleyelim:

“Ben kocam için hayatımı feda ettim. O 9 yıl cezaevindeyken ben İstanbul’da her görüş günü onu görmeye koştum. Kendini yalnız hissetmesin diye. Onu bekledim. 2 çocuğuma baktım, parasız kaldım ama kocamla hep gurur duydum. Onun yaptıklarına inandım, yurtsever olduğunu biliyordum çünkü. O da dimdik durdu içeride. Direndi, direnişi diğer devrimcilere örnek oldu.

Herkes çok saygı duyar kocama. Kocamın adı Mehmet. Buraya geldikten sonra da örgüt içinde ona olan saygı devam etti. Herkesin kişisel ya da ailevi bütün sorunlarında ona gelip danışırlardı, o ne derse ona göre hareket ederlerdi.

Ben şimdi onun nasıl bu hale düştüğünü anlayamıyorum. Artık onu tanımıyorum. Her gün içki içiyor, esrar kullanıyor ama örgütten kimse bilmiyor esrar kullandığını. Akşam üzeri oturuyor laptop’un başına, bir yandan okey oynuyor, diğer yandan sonradan genç bir kız olduğunu tespit ettiğim bir kadınla gece geç saatlere kadar sohbet ediyor. Kimi zaman kahkaha atıyor, kimi zaman kızıp kendi kendine söyleniyor. Ama benimle çocuklarıyla bütün ilişkisini kesti.

Sabah karşı sarhoş yatağa geliyor, bazen zorla ilişkiye giriyor benimle, sonra da sızıyor. Öğlene doğru uyanıyor, uyandıktan sonra ilk işi maillerini kontrol etmek, kızın online olup olmadığı kontrol etmek.

Aylardır işsiz olduğu için öğleden sonrasını dernekte geçiriyor, akşama doğru elinde bira poşeti eve gelip laptopuna koşuyor.

İlk başta çok sorun etmedim, sonra bir gece kapatmayı unutmuştu sayfayı, ben de ne konuştuklarına baktım, dehşete düştüm. Kendisini 21 yaşında sünni bir ailenin çocuğu olarak tanıtmış. Anne babasıyla yaşadığını, üniversitede hukuk okuduğunu yazmış. Oysa 47 yaşında ve alevi, biliyorsunuz biz Dersim’liyiz.

Karşıdaki kız Samsun’lu, 20 yaşında, başı kapalı. Anlamam mümkün değil. Bunu sorunca Mehmet’e, „bırak, biraz eğleniyorum, ne var?“ diyor. Halbuki ben birbirlerine yazdıkları aşk ve sevgi dolu sözleri okudum. Üzüntüden kahroldum. Ne yapacağımı bilemedim. Her şeyi okuduğumu da belli edemedim Mehmet’e. Çok sinirlenmesinden, şiddet uygulamasından korktum açıkçası.

Mehmet birkaç ay içinde o kadar kaptırdı ki kendini bu kıza, eğer kız akşamları online değilse çok sinirli oluyor, bana bağırıp çağırıyor, çocuklarını azarlıyor. Evin içinde dolanıp duruyor huzursuz bir şekilde, sonra da bir şey söylemeden çıkıp gidiyor. Gecenin bir vaktinde kör kütük sarhoş geri dönüyor ve gene laptopun başına oturuyor.

Geçenlerde kilerde bir şey ararken bir torba gördüm, üzerinde türkçe yazılar olduğu için merak edip baktım. İçinden bir kadın kazağı çıktı. Anladığım kadarıyla kadına ait olan bir parfüm sıkılıydı üzerine. Kahroldum, ne yapacağımı bilemedim. Kimseyle de konuşamıyordum bu durumu, çünkü bu Mehmet’in dernekteki konumuna zarar verir. Bu da sorunlarımızı daha da arttırır. Sonuçta biz daha çok sıkıntı çekeriz. Sesimi çıkarmamayı tercih ettim.

Ama Mehmet zamanla o kadar fütursuz olmaya başladı ki bizim yanımızdan kızla telefon görüşmeleri yapmaya başladı. Çantasında kadının gönderdigi renkli kağıtlara, basit bir el yazısıyla yazılmış aşk  mektupları buldum. Bunları saklama gereği bile duymuyordu artık.

Hatta bir keresinde beni çok korkutan ve utandıran bir şey oldu. Bir akşam Ren kıyısında yürüyorduk. Bilirsiniz ilkbaharda ıhlamurlar açtığında çok güzel kokar Ren kıyısı. Birlikte pek bir şey konuşmadan dolaşıyorduk Mehmet’le. Telefonu çaldı, kız arıyordu. Mehmet hızlandı, sinirli sinirli biraz da sesini yükselterek konuşmaya başladı kızla. Sonr aniden telefonu kapattı, telaşla bana doğru geldi ve onunla konuşmak zorunda olduğumu, ona annesi olduğumu, onu çok sevdiğimi ve kısa bir süre sonra Türkiye’ye onu görmeye gideceğini, onu tanımak için sabırsızlandığımızı söylememi istedi. Yüzünü öyle korkunç bir ifade kaplamıştı ki, karşı çıkarsam çok kötü şeyler olacağından korktum ve dediğini yaptım.

Neler hissettiğimi tahmin edemezsiniz. Sonrasında hiçbir açıklama zahmetine girmedi Mehmet. Ama o konuşmadan sonra daha da sinirli oldu. Ben yine kimseyle konuşmadım ama kendimi o kadar kötü hissediyordum ki geceleri uyuyamamaya başladım. Bütün gece kimi zaman sinirli, kimi zaman mutluluktan uçarak laptopun önünde, bira ve joint eşliğinde kendi kendine, yani kızla aslında konuşup duruyor. Bizimle iletişimi sıfıra indi neredeyse.

Size yine de gelmezdim geçen hafta sonundaki olay olmasaydı. Daha doğrusu ben o yazışmaları okumamış olsaydım. Mehmet bir haftadır aşırı sinirliydi. Bana iki kez tokat attı hatta yemek yüzünden. Yatağa dönüp sızdığı gecelerden birinde yataktan kalkıp artık kapatma zahmetine girmediği laptop’unda gerçek ismiyle bir hesap daha açtığını gördüm.

Sahte kimliğiyle yaptığı yazışmaları okuduğumda, son zamanlarda kızdan kuşkulanmaya başladığını, kendinden başkalarıyla da ilişkisi olduğunun düşünmeye başladığını anladım. Kız kesinlikle böyle bir şeyi reddediyordu. Mehmet tek aşkıydı, onu çok seviyordu, ona kavuşabilmek için hasretle gelecek yazı beklediğini yazıyordu. Mehmet’se ona inanmadığını, kendisini aldattığını kanıtlayacağını yazıyordu ona.

Anladığım kadarıyl kendi gerçek ismiyle bir hesap daha açıp kızla iletişime geçmiş. Kısa bir süre içinde kızla flört etmeye başlamış ve kızın kendisine aşk sözleri yazmaya başlaması üzerine çıldırmış.

Daha sonra sahte kimliğiyle tekrar kızla bağlantı kurup ona ağzına geleni yazmış, söylemiş Kendisini aldattığını, bunu ondan hiç beklemediğini filan…

Ben de biraz üzerine gidince büyük bir kıskançlık hissettiğini, kendini kendinden kıskandığını gördüm. „Bana bunu nasıl yapar?“ diyordu. Onu ikna etmeye çalıştım. İkisi de sensin dedim, sakinleşmesini istiyordum, kendine bir şey yapacak diye çok korktum. Evde eline geçen her şeyi sağa sola fırlatmaya başlattı. Laptopu balkondan atmasına zor engel oldum. Durmadan “bana bunu nasıl yapar?” diye bağırıyordu. İki joint ve dört bira sonra sakinleşti ve sızdı.

Yardım almaya bu olay üzerine karar verdim. Bir arkadaşım size geliyordu, telefonunuzu ondan aldım. Hemen randevu verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Sizden randevu almanın çok zor olduğunu biliyorum zira.

Lütfen şimdi söyleyin bana doktor bey. Kocam beni aldatıyor mu?”

 

, , , ,
Alper Hasanoğlu
Alper Hasanoğlu Hakkında

Alper Hasanoğlu 1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İki yıl Çorlu Devlet Hastanesi'nde görev yaptıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. Ardından İsviçre’de Basel Üniversitesi'nde psikiyatri ihtisası yaptı ve yine Basel Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2010 yılında Türkiye'ye dönerek kurmuş olduğu TherapiaGroup çatısı altında ekibiyle birlikte klinik çalışmalarına devam etmektedir. Yazarın Remzi Kitabevi’nden yayınlanmış Bir Terapistin Arka Bahçesi, İlişkilerin Günlük Hayatı ve Çocuklarda Rezilyans isimli üç kitabı ve Doğan Kitap'tan yayınlanmış Aşkın Halleri adlı bir kitabı bulunmaktadır. 2009-2016 tarihleri arasında Radikal (gazete)'de köşe yazarlığı yapan Hasanoğlu, ayrıca Milliyet, Duvar ve Diken’de köşe yazarlığı yaptı. Alper Hasanoğlu iki çocuk babasıdır.

3 Yorum
  1. Hayır aldatmıyor kocanız sizi fakat sizin oralarda ren nehri var ya bir de aynı isimle geyiği var onun başının üstündeki çıkıntılardan size hediye olarak takmıştır.

  2. Evet, aldatıyor.
    Aldatmasa senle evli kalmaz.
    Eşin seni emeğin için emin ol takdir etmiştir ama o kadar. “Yalan dünya”da kendini iyi hissedecek bir süre. O kadar. Sen ona güzel hiç bir şey hatırlamıyorsun ki.

    Zaten zoru başarmışsın daha önce. Bundan sonra zamanın ve insanın kıymetini bilebilecek birisiyle bir yaşam kurmaya çalış. Kendinle…

  3. Şöyle oluyor: Siz ikiniz Samsunlu kadını aldatıyorsunuz. Samsunlu kadın da eşinin kopyasını gerçeğiyle aldatıyor…

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir