Blog

17 Aralık 2017

Aşk eski yaraları iyileştirir mi?

Aşk ilişkisi bir insanın yaşayabileceği en yoğun, en önemli ilişki biçimidir. Diğer insanlarla olan ilişkilerimizde boş zamanımızı geçirebilir, onlarla çalışabilir ya da onlardan bir şeyler öğrenebiliriz ama kişisel olarak gelişebileceğimiz, olgunlaşabileceğimiz yegane ilişki en özel ve en mahrem olan aşk ilişkimizdir. Kulağa çok romantik gelmese de, aşk ilişkilerimizde sevgili seçimimiz kişisel gelişimimiz ve olgunlaşmamıza katkıda bulunacak yönde olur temelde. Gelişim, olgunlaşma doğrusal bir çizgi izlemez elbette, inişleri çıkışları olduğu gibi, ketlenmeler, gerilemelerin de dahil olduğu zorlu bir süreçtir. Erikson kişilik gelişimini farklı olgunlaşma evrelerine ayırır ve bu evrelerin her birinde tipik krizlerin ortaya çıktığını ve bu krizlerin çözülmesi sayesinde diğer evreye geçildiğini söyler. Bu çatışmalar çözülmediği zaman o evrede takılıp kalır kişi ve bunun yarattığı kaygı da kişilik gelişimini engeller. Bu durumda bilinçdışı bir şekilde bu bu çatışmaları çözmeye gayret eder, ilişkilerini de bu bilinçdışı arzu ve ihtiyaç yönlendirir.
Bu eski yüklerin bertaraf edilmesine yardımcı olacak biri sevgili olarak seçilir. Çok daha çekici ya da uygun biri çok sıkıcı gelir ve kişisel olgunlaşmasına olanak sağlayacağını bilinçdışı bir şekilde umduğu insana aşık olur. Bu neredeyse kimyasal olan çekim aslında kişilik gelişimimizde ketlenmeye neden olan çatışmaların ortaya çıkmasına neden olan yakınımızın – anne, baba, kardeş, ilkokul öğretmeni vs – bir benzeridir ve doğaldır ki, çatışmanın çözülmesine değil daha da derinleşmesine yol açar.
Bazen bir çifte bakarız ve neden birlikte olduklarını bir türlü anlamayız. Üç aydan fazla ömür biçmeyiz onlara ama şaşkınlıkla yanıldığımızı görürüz sonra. Peki onları bir arada tutan şey nedir?
En ideal eş, kendi içsel çatışmalarımızı ve bunlarla bağlantılı olan kaygı, keder, terkedilme korkusu gibi duyguları ve acıları anlayan, bunların azalmasına neden olma olasılığı en yüksek olan kişidir. Acılarının çözümü olacağına inandığı kişiyi bulduğunu düşündüğünde insan, yaşamasının önündeki engellerin artık ortadan kalkacağı umuduyla büyük bir coşkuya kapılır. Ama kısacık ve aşk dolu coşku evresinden sonra geçmişten taşınan bilinçdışı çatışmalara, yaralara eşlik eden duygular tek tek ortaya çıkar. Birbirine delicesine aşık o iki kişi kısa bir süre sonra tekrar terkedilmişlik, yalnızlık, keder, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının seline kapılır ve ikili bir mutsuzluğun esiri olurlar. Onları yakından tanıyanlar neden hâlâ birlikte olduklarını sorup dururlar kendilerine.
Bu durumda terapiye gelen çiftler ilişkide yaşadıkları acı için birbirlerini sorumlu tutarlar ama bilmezler ki eski yaralarının tutsağı olmuşlardır ve o yaraların iyileşmesini şimdiki ilişkilerinden beklemek gibi bir yanılgıya düştükleri için yaşıyorlardır bu büyük hayal kırıklığını. Birbirlerine verdikleri bilinçdışı sözün, birbirlerinin ilacı olacakları sözünün tutulmamasının acısını çekerler.
Hayal kırıklığı içinde eski yaralarının ortasında debelenirken, bir yandan da sevgilinin bir balon gibi sönüşünü izlerler acıyla. Ama yine de ayrılamazlar birbirlerinden, çünkü birbirlerini en iyi anlayanlar da onlardır. Bütün kavgalara, hayal kırıklıklarına rağmen o karşılıklı anlayış onları bir arada tutar. Dostlarının, yakınlarının bütün tavsiyelerine, uyarılarına rağmen bırakmazlar birbirlerini. Dostları ayrılmaları gerektiğini düşünür, çünkü bir ilişkinin mutluluk getirmesi gerektiğine inanılır.
Göremedikleri nokta, büyük aşkların çoğunlukla büyük acılarla, en derin yaralarla ilişkili olduğudur. Çünkü ancak çok büyük aşklar bu yaraların, acıların su yüzüne çıkmasına izin verir.
Birbirlerinin yaralarını kanatmaya devam eden sevgililer artık kendileri nedeniyle mi yoksa ilişkileri yüzünden mi acı çektiklerini bilemez hale gelirler. Birbirlerinden ayrılmayı defalarca denemişlerdir. Birbirlerinden nefret eder hale gelmişler, ayrılmalarının bütün acılarına son vereceğine inanmaya başlamışlardır. Hayatlarında kimse olmadığında çok daha mutlu olacaklarına inanırlar safça. Buna rağmen dostlarının artık anlayışsız bakışları altında birlikte olmaya ve birbirlerini sevmekten daha ziyade birlikte acı çekmeye devam ederler.

Alper Hasanoğlu
Alper Hasanoğlu Hakkında

Alper Hasanoğlu 1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İki yıl Çorlu Devlet Hastanesi'nde görev yaptıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. Ardından İsviçre’de Basel Üniversitesi'nde psikiyatri ihtisası yaptı ve yine Basel Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2010 yılında Türkiye'ye dönerek kurmuş olduğu TherapiaGroup çatısı altında ekibiyle birlikte klinik çalışmalarına devam etmektedir. Yazarın Remzi Kitabevi’nden yayınlanmış Bir Terapistin Arka Bahçesi, İlişkilerin Günlük Hayatı ve Çocuklarda Rezilyans isimli üç kitabı ve Doğan Kitap'tan yayınlanmış Aşkın Halleri adlı bir kitabı bulunmaktadır. 2009-2016 tarihleri arasında Radikal (gazete)'de köşe yazarlığı yapan Hasanoğlu, ayrıca Milliyet, Duvar ve Diken’de köşe yazarlığı yaptı. Alper Hasanoğlu iki çocuk babasıdır.

3 Yorum
  1. Defalardır okuyorum.Bu düşünceler doğru olabilir mi ?diye….

  2. Hocam müthiş bir tespit.sanki benim evliliğimi tasvir ettiniz.bu içinden çıkılmaz hale gelen ve sonu çok acı bitecek bir gerçek

  3. . Peki bu yolculuk nereye kadar böyle gidecek? Bu yüzleşmelerin sonu var mı

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir