Blog

17 Ekim 2017

Modern İnsanın İlişki Paradoksu

“Birlikte yaşamanın yeni bir yolunu öğrenmeliyiz.”

İlişki sorunları terapi odasında en çok konuşulan konulardan biridir. Çoğu zaman bireysel olarak belirgin bir psikolojik sorunu olmayan çiftler iletişim kurma, cinsel yakınlık hatta bir arada sakince kalabilme konusunda bile ciddi sorunlar yaşarlar. Bundan hareketle, özellikle de romantik ilişkilerdeki sorunlara yalnızca psikolojik açıklamalar getirmenin, tek yönlü bir bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz.

Fransız psikiyatrist Philippe Brenot son kitabı Cinselliğin Öyküsü’nde (The Story of Sex) prehistorik zamanlardan bu zamana, insan topluluklarının cinselliğe dair alışkanlıklarını antropolojik olarak gözden geçiriyor. İllüstratör Laetitia Coryn de bu kitapta ona eğlenceli ve çarpıcı çizimleriyle eşlik etmiş. Brenot, cinsel devrimin dramatik bir değişimlerle birlikte modern çiftleri yarattığını söylüyor. Ancak bir yandan da günümüz ailelerini oluşturan bu çiftlerin eşitlik ilkesine dayalı ilişkisinin, her yönden baskı altında olduğunu belirtiyor.

Sorunu böyle tanımlayan Brenot, çözümü geçmişi inceleyerek ve insan varoluşunun kökenlerine bakarak bulabileceğimizi söylüyor: “Bugün ne yaşadığımızı, geldiğimiz yere bakarak anlayabiliriz.”

Günümüz monogam sevgi ilişkilerinde gelinen son durumu, insan beyninin antropolojik bir ürünü olarak tanımlıyor Brenot. Çift olma ve aile kurmanın geçmişi çok da eskiye dayanmıyor. Aile kurumunun tarihsel olarak sahiplik duygusu ve erkeğin kadın üzerindeki hâkimiyetiyle eş güdümlü olarak ilerlediğini söylüyor. Günümüzdeyse ideal olarak evlilik, büyük ölçüde “aşk” üzerine kurulu olduğu kabul edilen bir kişisel tercih meselesi. Ancak, bu kurumsal yapı modern ilişkilerde halen her iki cinsiyeti de toplumsal kabul adına baskı altına alıyor. Brenot, erkeğin kadına olan şiddetini de bu mülkiyet hissine bağlıyor ve hayvanlar arasında hiçbir türün karşı cinsle kavga etmediğini belirtiyor. “Hayvanlar dünyasında dişiler dişilerle, erkekler erkeklerle kavga eder.”

İlişkinin sonsuza dek süreceğine inancına dayanan aile modeli uzunca bir zamandır toplumun en kutsal kurumudur. Çift aile kurmak için bir araya gelir ya da bunu sürdürmek uğruna bir arada kalır. Evlilik aracılığıyla kurulan bağlar nesillere yayılır; bu bağlar toplumsal, ekonomik ve hatta siyasaldır. Bu konuda yıllar içinde değişen tek şey ise erkek ve kadının giderek daha eşit rollerde olmasıdır. Brenot, 1970’lerde evlilik kurumunun modern ilişkilerle birlikte değişmeye başladığını, ardından boşanmaların artışa geçtiğini ve modern ilişkilerin de hayatta kalamaz hale geldiğini söylüyor. Bunun sebebiyse ilişkilerin sorunlu olması değil, modern dünyaya ait insanın ilişkilerden her zamankinden çok daha fazla şey bekliyor olmasıdır: “Modern ilişkilerde yakınlık giderek zorlaşıyor. Toplumsal açıdan kabul gören, uzun sürecek bir ilişkide, hem mükemmel sevgiyi, hem de mükemmel cinselliği bulmak istiyor ve bu kişinin çocuk sahibi olabileceğimiz kadar güvenilir olmasını bekliyoruz.”

Brenot çözüm olarak, cinselliğin ve cinsiyet kavramlarının yeniden ele alınmasını öneriyor. Bu noktada vurguladığı en önemli nokta da cinsel eğitim. Bu eğitim cinsel birlikteliği değil, esas olarak cinsiyet rollerini, cinsel kimliği ve doğal cinsel davranışları içeriyor. Brenot, bu cinsel eğitimin erken yaşlarda başlamasının önemini vurguluyor. Cinselliğe dair bilgilerin yeme içme gibi temel bir dürtülerle aynı olmadığını, genetik olarak taşınmadığını ve öğrenildiğini belirtiyor.
Bu eğitimin kadın erkek ilişkisinde iletişimi, saygıyı ve sınırları
içermesi gerektiğini söylüyor. Küçük çocuklara, eşit olmanın aynı olmayı gerekmediğini, herkesin farklı olabileceğini ve bu farklılıkların kabul edilebilir olduğunu öğretmeliyiz. Böylelikle romantik ilişkiler güç dengesine bağlı olmadan yaşanabilir. Bu eğitim mümkün olduğunca erken başlamalıdır, çünkü cinsiyete dair ön yargılar ne kadar erken yerleşirse, değişmesi o kadar zorlaşır. Erkek çocuk güçlü olması gerektiğini öğrenir ve de güçlendikçe agresifleşir ve kız çocuğu da erkek çocuğun üstlendiği bu role göre konum alır hatta duygusal olarak bundan etkilenir. Brenot’un bahsettiği bu eğitimin yalnızca sözel bir bilgilendirmeyi değil, ebeveynlerinin model olmasını da içermesi gerektiğini eklemeliyiz.

Günümüzde birey giderek bağımsızlaşsa da halen en önemli ihtiyaç duygusal bağ içinde olabileceği bir ötekidir. İnsan, hayatının sonuna kadar yalnız olma ihtimalinden korkar, bununla birlikte ona en uygun mükemmel insanı aramaktan da vazgeçmez. Bu, modern insanın içinden çıkmaya ihtiyaç duyduğu bir paradokstur.

Alper Hasanoğlu
Alper Hasanoğlu Hakkında

Alper Hasanoğlu 1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İki yıl Çorlu Devlet Hastanesi'nde görev yaptıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. Ardından İsviçre’de Basel Üniversitesi'nde psikiyatri ihtisası yaptı ve yine Basel Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2010 yılında Türkiye'ye dönerek kurmuş olduğu TherapiaGroup çatısı altında ekibiyle birlikte klinik çalışmalarına devam etmektedir. Yazarın Remzi Kitabevi’nden yayınlanmış Bir Terapistin Arka Bahçesi, İlişkilerin Günlük Hayatı ve Çocuklarda Rezilyans isimli üç kitabı ve Doğan Kitap'tan yayınlanmış Aşkın Halleri adlı bir kitabı bulunmaktadır. 2009-2016 tarihleri arasında Radikal (gazete)'de köşe yazarlığı yapan Hasanoğlu, ayrıca Milliyet, Duvar ve Diken’de köşe yazarlığı yaptı. Alper Hasanoğlu iki çocuk babasıdır.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir