Blog

17 Ekim 2017

İç İçe İlişkiler

Tanışır tanışmaz birbirlerini çok sevmişlerdi. Ozan ne istediğini bilen biriydi, gün içinde bir plan yapıyor ve Merve hiç düşünmeden kendini onun yanında buluyordu. Hayat çok daha dolu ve anlamlıydı. İkisinin de evi olmasına rağmen ikinci haftadan itibaren birlikte kalmaya, ardından aynı evde yaşamaya başlamışlardı. Merve iş yerinde sorunlar yaşıyor, Ozan bu sorunları dinliyor ve ona yardımcı oluyordu. Ozan her sabah güne Merve’nin yaptığı tostla başlıyor, iyi hissediyordu. Birbirlerinden ayrı plan yapmıyor, başkalarına söz verseler de bir şekilde son anda iptal ediyorlardı. Merve eskiden pek de sevmediği mekanlara gidiyordu artık, Ozan’la birlikte tarzı da değişmişti, bu değişimler arkadaşlarını şaşırtmaya başlamıştı. Ozan da arkadaşlarıyla dışarı çıktığında huzursuz görünüyor ve ortamdan erken ayrılıyordu. Onlara göre her şey yolundaydı.
Bir süre sonra romantik sahneler kesintiye uğramaya başladı, birinden biri ayrı zaman geçirmek istese bir şekilde sorun çıkıyordu. Birbirlerinin bazı arkadaşlarıyla iyi geçinememişlerdi, sonuçta hep seçim yapmak zorunda kalıyorlardı. Oysa ikisi de bağımsız, güçlü ve başarılı kişilerdi. Bu ilişkiyle birlikte Merve ailesi ve arkadaşlarıyla çok daha az görüşmeye başlamış, hatta bir süre sonra arkadaş toplantılarına davet edilmediğini fark etmişti. Ozan iş seyahatlerine gittiğindeyse Merve ne yapacağını bilemiyor, boşlukta ve yalnız hissediyordu. O sıralar kıskançlık da baş göstermişti.
Ozan o gün iş yerinde zor bir dün geçirdiyse modu düşük oluyor, eve geldiği andan itibaren Merve’nin de morali bozuluyordu. Merve’nin suratı asık görmeye neredeyse alerjisi olan Ozan, onun canının sıkkın olmasına sinirleniyordu. Birinin duygusu ötekini derinden etkiliyor, sanki karşılıklı duygusal bir çıkmaza giriyorlardı. Bazen tartışmanın neden başladığını bile unutuyorlardı. Merve’nin ilgisiyle çok daha güvende hissediyordu evet, ama eşyalarını toplaması bazen de sabah tost yapıp bırakması bile sinirini bozmaya başlamıştı. Sevdiği kızın gündelik davranışlarına nasıl bu kadar sinir olduğunu anlayamıyor ama kendine hakim de olamıyordu.
Merve artık kendisini Merve olarak değil, Ozan’ın sevgilisi olarak tanımlıyordu. Eskisinden daha güçsüz hissediyor, sosyal ilişkilerini sürdüremiyordu. İlişkide olmak kendisi olmanın çok önüne geçmişti. İkisi de aslında bir arada olmaktan bir süre sonra sıkılmaya başlıyorlardı. Ayrı kalamıyor ama bir arada olduklarında da çoğu zaman içlerini derin bir sıkıntı kaplıyordu. Merve Ozan’sız ne yapacağını bilmemesine, onu kaybetmekten çok korkmasına rağmen bazen kendini “Biri gelip bizi ayırsın” derken buluyordu.

Bütün istekleri birbirlerini memnun etmekken nasıl olmuştu da bu çıkmaza girmişlerdi?

İç içe ilişkiler 

Ozan ve Merve’nin hikayesi iç içe ilişkinin bir örneğidir. İç içe ilişkide çiftin benliği adeta kaynaşır ve ilişki zaman içinde birey için varoluşsal bir kısıtlamaya dönüşür. Bu çiftler gündelik hayatın en ufak ayrıntılarında bile ayrışma sorunu yaşar. Bu ilişkilerde sorun iç içe geçmek değil, kesintisiz iç içe kalmaktır.
İç içelik, doğası gereği bağımlılığı çağrıştırsa da bundan farklı bir durumdur. Bireyler kendi içlerinde, ekonomik ve sosyal olarak bağımsız olabilirler. Ancak ilişki içinde bu bağımsızlığı yaşayamazlar. Bunu, başta ayrı olan iki ağacın köklerinin birbirine dolaşması ve birbirlerinin büyümesine engel olmasına benzetebiliriz. Bu karmaşıklık yüzünden de ilişki sık sık çıkmaza girer.
İç içe ilişki, içinde olan kişinin fark edemediği şekilde benlik duygusunu ve özerkliği olumsuz etkiler. Çevredekilerin farkında olduğu bu durum kimi zaman romantik bir uyum gibi görünse de çiftin sosyal ilişkilerini ve otonomisini de zedeler. İç içe ilişkide sınırlar ortadan kalkar ve belirsizleşir. ‘Ben’ yerine, ‘biz’ denir daha çok. Böyle bir ilişki yaşayan kişi, kişisel sınırların farkında olsa da iç görü ve farkındalığını kaybedebilir. Ötekiler potansiyel birer tehlikeye dönüşebilir, partnerin bağımsız davranışları kaygı ve kıskançlığa sebep olabilir.
İç içe ilişki aile içinde, ebeveyn-çocuk ya da iki arkadaş arasında da gelişebilir. Çocuklukta ebeveynleri ile iç içe bir ilişki kalıbı yaşayan kişilerin yetişkin ilişkilerinde de bunu sürdürmesi elbette olasıdır.

Rosenberg, Mıknatıs Sendromu isimli kitabında iç içe ilişkilerin belirtilerini şöyle sıralıyor:

  • İlişkiye dair endişe ve meşguliyetler yüzünden, diğer kişiler arası ilişkiler ihmal edilir.
    • Kişisel mutluluk her koşulda ilişkinin nasıl gittiğine bağlıdır.
    • Özgüven ve özsaygı her koşulda ilişkinin nasıl gittiğine bağlıdır.
    • İlişkide oluşan herhangi bir anlaşmazlık ya da çatışma bir an önce çözülmelidir, aksi takdirde obsesif bir anksiyete ortaya çıkar.
    • Partnerle birlikte olunmadığında derin bir yalnızlık ve boşluk duygusu hissedilir. Kişi ne yapacağını bilemeyebilir, hatta gününü planlayamayabilir.
    • Partnerle simbiyotik bir duygusal bağ hissedilir. O mutsuzsa o da mutsuzdur, kaygılı ise kaygılı. Onun içinde bulunduğu duyguyu ortadan kaldırmak için tüketici bir çaba sarf edilebilir. Bu durum çiftin arasında yeni bir tartışmaya yol açabilir.

Eğer kendi otonominizi hissedemiyorsanız, kişisel zaman geçirmek ve ayrı kalmak manasız ya da imkansız hale geldiyse, birbirinizi kurtarıcı gibi görmeye başladıysanız, bu iç içe bir ilişki olabilir.
Her ilişkide özgürlük, otonomi ve sağlıklı ayrışma anları gereklidir. İç içe ilişkilerde ayrışma denemeleri acı verici ve zor olabilir. Çözüm için neler yapılabilir?

Sağlıklı ayrışma

İç içe ilişkiler, her iki tarafın da iç içe geçme eğilimiyle başlar ve sürer. Bu sebeple değişim de ancak kişisel farkındalık ve çabayla mümkündür. Yani iç içe kişiler ayrışmayı da birbirlerinden beklediklerinde, bir şey değişmeyecektir.

İç içe olmak kişiye çocukluk yıllarından beri tanıdıktır. Bu yüzden içinde bulunduğu yaşantıların ve ilişki kurma tarzının iç içe olduğunu fark etmek zorlaşır. Öncelikle bu stilin çocukluk kökenlerine bir göz atılmalıdır. Aile içinde sınırların belirsiz oluşu, ayrı vakit geçirme ve bireyselliğin desteklenmemesi, ‘kapıların hep açık kalması’, kimsenin kendine ait sırlarının olmaması, konuşulmayan şeylerin suçlu hissettirmesi, aile için değişik, alışılmadık bir davranış sergilendiğinde aşırı tepki gösterilmesi, aşırı kapsayıcı, koruyucu ya da dominant ebeveynlerin varlığı, iç içe paternin gelişmesine sebep olabilecek unsurlardır. Bu kalıplar kişinin ebeveyninden gerekli ölçülerde ayrışarak kendi sınırları olan bir benlik duygusu geliştirmesine de engel olur. Aile içinde iç içelik ne kadar fazlaysa benlik gelişimi o kadar sekteye uğrar. İç içe geçme kavramını ilk kullanan kişilerden biri olan Salvador Minuchin, sınırların yokluğuna işaret eder. Aile sistem teorisyeni ve terapist Bowen ise bu ailelerde ‘ayrımlaşmamış bir ego kütlesi’ olduğunu söyler.

Ardından, yetişkin yaşamında bu kalıpla örtüşen örüntülere bakılması faydalı olur.

Sizin için her şeyi düşünen, minnettar olduğunuz ama bir yandan boğulduğunuzu hissettiğiniz ebeveyninizle olan ilişkiniz bugünkü ilişkilerinize ne kadar benziyor?
Kendi istek ve ihtiyaçlarınıza ne kadar aşina ya da yabancısınız? Çocukken bunları fark etmenize ne kadar izin verildi?
Bugün, kendi istek ve sorumluluklarınızı fark etmeden nasıl da ötekinin sizden isteklerini ve size biçtiği sorumlulukları üstleniyorsunuz?
Davranışlarınız içsel kaynaklarınızdan mı köken alıyor, ötekilerin beklentilerinden mi?
Karşı tarafın ufak bir memnuniyetsizliği ya da aynı fikirde olmamak bile sizin için gerginliğe sebep oluyor mu?
Ben kimim sorusuna nasıl yanıt veriyorsunuz?

Bu kalıpları fark etmek için yalnızca romantik ilişkinize değil tüm ilişkinize bakmalısınız. İç içe ilişki kalıbını değiştirmenin önündeki en önemli engel, kaygıdır.  İç içe ilişki kalıbını geliştirmenin önündeki engelleri fark etmek önemlidir. En önemli engel, kaygıdır. Bu değişimin ilişkilerinize zarar vereceğinden, insanları kıracağınızdan ya da onları kaybedeceğinizden korkabilirsiniz. Çoğu kişi de bunun yerine ne yapacağını bilemediği için bu kalıbı sürdürür.

İlişkilerdeki kalıplar fark edildikten sonra, sınır denemeleri başlar. Bu sınır ilişki içinde olduğunuz insanlara sınır koymak anlamına gelmez. Aksine kendi kişisel sınırlarınıza sahip çıkmanız anlamına gelir. Bu durumda zaten ilişkileriniz de sağlıklı sınırlara kavuşur. Farkındalık hem ben, hem de ötekiyle ilgilidir:

Sağlıklı sınırlar
Ben Öteki
Ne istediğimi bilebilirim.

İhtiyaçlarımın farkına varabilirim.

Ötekini de önemseyerek kendi motivasyonum ile hareket edebilirim.

Ayrışmak istemem ayrılmam anlamına gelmez.

Ötekinden ben sorumlu değilim ama ona karşı sorumluluklarım var.

Onun varlığı benim için çok önemli ama ben ondan ibaret değilim.

Yalnız kalma kapasitemi geliştirebilirim.

Kararlarımı verebilir ve sorumluluğunu alabilirim.

Kişisel planlarımı düşünebilir, bunlara yatırım yapabilir, gerekirse görüş ve destek alabilirim.

Kişiler arası ilişkilerde ilgimi eşit dağıtabilirim

Öteki ne istediğini kendisi bilir.

Ötekinin ihtiyaçlarına saygı duyabilirim.

Öteki beni önemseyerek kendi motivasyonu ile hareket edebilir.

Ötekinin ayrışma ihtiyacı benden ayrılması anlamına gelmez.

Öteki benden sorumlu değil, ancak bana karşı sorumlulukları var.

Benim varlığım onun için çok önemli ama o benden ibaret değil.

Ötekinin yalnız kalma ihtiyacını görebilirim.

Kararlarını onun sorumluluğuna bırakabilirim.

O kişisel planlarını ve bunlara bireysel yatırımı yaparken gerekirse görüş ve desteğimi verebilirim.

Ötekinin tüm ilgisi bende olamaz, bunu eşit dağıtabilir

 

Alper Hasanoğlu
Alper Hasanoğlu Hakkında

Alper Hasanoğlu 1967 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. İki yıl Çorlu Devlet Hastanesi'nde görev yaptıktan sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Fizyoloji ihtisası yaptı. Ardından İsviçre’de Basel Üniversitesi'nde psikiyatri ihtisası yaptı ve yine Basel Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2010 yılında Türkiye'ye dönerek kurmuş olduğu TherapiaGroup çatısı altında ekibiyle birlikte klinik çalışmalarına devam etmektedir. Yazarın Remzi Kitabevi’nden yayınlanmış Bir Terapistin Arka Bahçesi, İlişkilerin Günlük Hayatı ve Çocuklarda Rezilyans isimli üç kitabı ve Doğan Kitap'tan yayınlanmış Aşkın Halleri adlı bir kitabı bulunmaktadır. 2009-2016 tarihleri arasında Radikal (gazete)'de köşe yazarlığı yapan Hasanoğlu, ayrıca Milliyet, Duvar ve Diken’de köşe yazarlığı yaptı. Alper Hasanoğlu iki çocuk babasıdır.

Bir Yorum
  1. Çok güzel bir yazi. Ailelerin iliskiye mudahalesiyle ilgili de bir yazi yazarsanız harika olur. Sevgiler..

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir